Editör

el-aziz@el-aziz.com 22 Ağustos 2017 Salı 21:25 DİĞER KÖŞE YAZILARI

ERBAKAN’IN YAHUDİ DESTEKLİ KIBRIS POLİTİKASI


 
Millî Görüş mücadelesinin sürdüğü 40 yılda Erbakan’ın gerçekleştirdikleri bir insan ömrü içinde asla olacak şeyler değil. Dünya Siyonizm’inin kurduğu 2 bloklu dünyayı çökertme, Türkiye uzantısı 1923 hile rejimi ve köle düzenini ayakta tutan bütün kirişleri kırarak Millî Görüş’ü devlet politikası haline getirip bölge lideri küresel güç yapma bir ömür içerisinde nasıl gerçekleşti?
 
Erbakan neredeyse gerçekleştirdiği her şeyi üstün siyasi aklı, ileri öngörüsü ve davasını mutlak inancının gereği bilmesi sayesinde, büyük bir basiretle; Yahudi’nin stratejisi içine yerleştirerek planlarını onun gücü, imkânları, azmi, iradesi, çabası ile gerçekleştirdi.
 
Bugüne kadar birçok konuda bunu nasıl gerçekleştirdiğine dair bilgilerimizi paylaştık. Bu yazıda da Erbakan’ın 1974 Kıbrıs Barış Harekâtını nasıl Yahudi’nin desteğiyle başardığı konusunda bildiklerimizi paylaşmak istiyoruz.
 
Erbakan Barış Harekâtı planını çok iyi bildiği Yahudi’nin şu Kıbrıs stratejisi içinde hayata geçirdi: Siyonizm’in vazgeçilmez temel hedefi olan Büyük İsrail’in üzerinde kurulacağına iman edilen Arzımevud sınırları içerisinde yer alan Kıbrıs çok önemli bir adadır. Kıbrıs’ın ENOSİS denilen Yunanistan’a ilhakı halinde arkasında Hristiyan Dünyası olduğu için bir daha geri alınmasının imkânsız olacağını bildiğinden engellemek istiyordu. Bu maksatla daha önceden birtakım önlemler almış bulunuyordu. Öyle ki, Osmanlı Devletinin Kıbrıs’ı fethetme kararını saray üzerinde etkili olan Yahudilerin ısrarı üzerine aldığına ilişkin çok önemli tarihi belgeler bulunmaktadır. Yahudi’nin Kıbrıs davası çok eskilere dayanır.
 
Dünya Siyonizm’i ENOSİS’i önlemek için önceden şu tedbirleri almıştı: Lozan’a Kıbrıs’la ilgili hiçbir madde konulmadığından, Türkiye’nin müdahale imkânı bulunmuyordu. Ancak adada yaşayan Türkler üzerinden ENOSİS önlenebilirdi. Türk Mukavemet Teşkilatı TMT bu amaçla Kıbrıs’a kurulmuştu. Türkiye Cumhuriyeti’nin Lozan’la çizilen sınırları dışında yurtta sulh cihanda sulh ilkesine aykırı olarak, direniş örgütü kurduğu tek yer Kıbrıs’tı!
 
Bu teşkilatı finanse edense ilginçtir, Hürriyet Gazetesinin kurucusu Sedat Simavi idi. Bir Selanik göçmeni Dönme Yahudi olan Sedat Simavi vefat ederken “Çocuklarıma Kıbrıs Davasını miras bırakıyorum” demişti. Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeleri Türkiye toplumuna mal eden sansasyonel yayınları hep Hürriyet Gazetesi yapmıştır.
 
Lakin Türkiye’nin devlet olarak müdahale imkânı olmadan Kıbrıs’ta ENOSİS’i önlemenin mümkünatı yoktu. Bu imkânı sağlamak için uluslararası bir antlaşma mutlaka gerekliydi.
 
Dünya Siyonizm’inin her şeye gücü yeterdi. 11 Şubat 1959 Tarihinde, uluslararası Zürih Anlaşması gerçekleştirildi. Anlaşmayla; Türkiye-Yunanistan-İngiltere garantör devletler olarak birlikte Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsız bir devlet olmasını, başka ülkenin ilhakına mani olmayı taahhüt ediyorlardı. Açıkçası anlaşmanın tek amacı ENOSİS’i önlemekti.
 
Ama Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makaryos ENOSİS için çalışıyordu. O yüzden daha önce Avustralya’ya sürgün edilmiş ENOSİS için çalışmayacağına dair söz vererek Aday’a girişine izin verilmişti. Dünya Siyonizm’i Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını önlemeye yönelik her türlü önlemi büyük bir hassasiyetle almıştı. Öyle ki garantör devletlerin hepsi NATO üyesi olmasına rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti bağlantısız ülkeler içinde bırakılmıştı!
 
SSCB liderliğindeki Varşova Paktı ülkeleri toplumları da Hristiyan olduklarından Kıbrıs’a Doğu Bloku ülkeleri içinde de yer verilmek istenmemişti. Özellikle Rusya, Yunanistan ve Kıbrıs Rumları Ortodoks olduklarından bir oldubitti karşısında ENOSİS’ten yana hareket edebilirlerdi. Türkiye’nin garantörlüğü ENOSİS için önemli bir engelleyici faktördü.
 
Ne var ki Türk Mukavemet Teşkilatı nedeniyle Kıbrıs’ta Rumlarla Türklerin mücadelesini sonlandırmak bir türlü mümkün olmuyordu. Siyonizm adada yekpare bir yönetime hâkim olma imkânı vermek istemiyordu. Türkiye’nin müdahalesine yol açabilecek durumlar her halükârda olsun, Rumların başında demeklesin kılıcı gibi sallansın istiyordu.
 
Başbakan İsmet İnönü zamanında Rumlar Türklere saldırdıklarında, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi söz konusu edildi; Johnson’un ünlü mektubu ile önlenmiş oldu. Yani Rumlar böylece korkutulmuş oldu. Başbakan Demirel zamanında Rumlar yine saldırıya geçtiler. Bu defa ordu harekete geçirildi ve İskenderun’dan geri döndürüldü. Maksat yine Rumlar korksun ve ENOSİS’ten umut kesip vazgeçsindi.
 
1974’te CHP-MSP Koalisyon Hükümeti iktidarında bu defa Yunanistan’da darbeci cunta yönetimi Kıbrıs’ta da darbe yaptırıp Cumhurbaşkanı Makaryos’u devirdi. Türklere saldırı başlatılınca bu defa Siyonizm açısından durum fevkalade ciddiyet kazandı. Yunanistan’ı ve Kıbrıs’ı hararetli ENOSİS yanlısı cuntacılar yönetiyordu. Türkiye’nin müdahalesinden başka çare kalmamıştı. Erbakan bu durumu çok iyi biliyordu ve Kıbrıs Barış Harekâtının vaktinin geldiğini görüyordu…
 
Başbakan Ecevit’in diğer bir garantör ülke olan İngiltere ile birlikte çözüm bulmak üzere Londra’ya uğurlanması sonrası, Başbakan Vekili Erbakan Genelkurmay Başkanı Semih Sancar ile birlikte Esenboğa Havalimanında bir toplantı yapıp harekâtı başlatma talimatı vermesiyle tarihi olay gerçekleşti.
 
O zaman Türkiye’nin askeri gücü o kadar ilkel ve zayıftı ki ABD’nin ya da NATO’nun izin vermemesi durumunda hiçbir şekilde düşünülemezdi bile. Erbakan’ın Siyonizm’in Kıbrıs stratejisini bilmesi bunu mümkün hale getirdi. ABD ya da NOTO Türkiye’nin müdahalesi yönünde resmen bir karar alamazdı. Türkiye’de ise Erbakan’dan başka hiçbir lider buna cesaret edemezdi. Öyle ki harekât öncesi konu Demirel’e sorulmuş, bunun için çıldırmış olmak lazım demiş. Diğerleri Yahudi’nin gücünü bilseler de Kıbrıs stratejisini bilmedikleri için kendiliğinden böyle girişime cesaret edemezlerdi. Türkiye’nin bir oldubitti ile Kıbrıs’a harekât başlamasına Siyonistler ağırlık koyup göz yumunca sorunsuz başarılmış oldu.
 
Lakin Türkiye’nin savunma sanayii ve teknolojisini geliştirmesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin güçlenmesi, adada kalıcı hale gelmesi bu defa Siyonizm’in Kıbrıs stratejisinin daha ciddi risk altına girdiğini göstermektedir. KKTC’nin kurulmasına da göz yuman Siyonizm’in hiç istemediği husus TSK’nın Kıbrıs’taki konumudur. Bu nedenle Kıbrıs müzakerelerinde ön şart olarak hep Türk Askerinin adadan çekilmesi masaya konulmaktadır. Rumların veya Yunanistan’ın talebi olarak ileri sürülse de bunu isteyenin Siyonizm/İsrail olduğu açıktır.
 
Siyonizm’in istediği, Kıbrıs’ta ilerideki bir müdahaleye imkân bırakmayacak kalıcı çözüm sağlanmamasıdır. Yalnızca güvendiği İngiltere’ye ait askeri üsten başka adada hiçbir üs istememektedir. Vakti zamanı geldiğinde, İsrail’in adayı teslim almasını zorlaştıracak bir yapının oluşmaması için de gerekeni yapmaya çalışmaktadır.
Türkiye’nin 1974’ten bu yana izlediği Kıbrıs politikası da Siyonizm’in stratejisini imkânsız kılacak fakat umudunu kırmayıp korumasını sağlayacak hassas bir çizgide yürütülmekte ve şimdiye dek bir kazaya kurban edilmedi. Nasıl ki, Siyonizm Büyük İsrail stratejisinden hareketle şartların hazırlanmasını gözetip kolluyorsa Millî Görüş Yeniden Büyük Türkiye vizyonunu doğrultusunda bir Kıbrıs politikası izliyor. Ancak gelişmelerin/zamanın İsrail’in aleyhine Türkiye’nin lehine ilerlediği dünyanın da gözünden kaçmayan bir rasyonalitedir
 
Ufukta Büyük İsrail’e dair hiçbir umut belirtisi yokken Yeniden Büyük Türkiye korkusunu, umudunu yüreğinde hisseden iki ayrı dünyanın varlığı artık yadsınamaz haldedir. Kurulu dünya düzeninin işleyemediği, çatırdamakta olduğu; kurulacak yeni düzene moral değer ve siyasi nizam olarak Türkiye’den başka kimsenin bir iddiasının kalmadığı bir realitedir. Erbakan’ın belirleyip deklare ettiği D-8’in 6 temel esası baz alınarak ancak yeni düzenin kurulabileceği, alternatifinin bulunmadığı bir muhteşem vakıadır.
 
Erbakan tıpkı Kıbrıs politikası gibi, bütün planlarını küresel güç Siyonizm’in stratejilerinin içinde onun eliyle gerçekleştirerek muazzam bir zaman tasarrufu sağladı. Komünizm ve SSCB çökünce; Siyonizm’in 20. yüzyılın ilk yarısında artarda çıkardığı 2 dünya savaşını müteakip 1945 Yalta Konferansında kurduğu iki bloklu dünya düzeni de çöktü. Ardından tek süper güç ABD liderliğinde ilan edilen Yeni Dünya Düzeni de çöktü. Arap Baharında yıkılan bölgedeki işbirlikçi yönetimlerin hiçbirinin yerine istikrarlı bir rejim kurulamadı. Bu küresel ve bölgesel konjonktürde Yeniden Büyük Türkiye’den başka bir güç oluşamaz.
 
Sayı: 978
 
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • EDİTÖR - 24 Ağustos 2017 Perşembe 20:50
    DEVLET KURMAK TURŞU KURMAYA BENZEMEZ: Bağımsız devlet demek kendi ayakları üzerinde duran devlet demektir. Başka bir devlete payanda olan ya da başka devlete dayanarak ayakta kalan devlet bağımsız değildir. Eski Türkiye önce SSCB'ye karşı ABD'nin payandası ve de ona dayanarak ayakta kalıyordu. Yeni Türkiye artık bağımsız ama başına gelmeyen yok, her gün başı bir derde giriyor. Barzani ya da Salih Müslim bir Kürt devleti kursalar idari olarak bağımsız olmak için siyasi ve ekonomik olarak Türkiye'ye entegre olmak zorundadırlar. Araplar Kürt varlığını kabul etmez. Türkiye dışında Kürt varlığını kabul edecek başka ülke de yok. Bu yüzden Barzani'nin bağımsızlık referandumuna Türkiye sözde karşı. Ama ABD, İran, Irak var gücü ile karşı. İsrail ise referandumu sözde destekliyor. İsrail ne dese tersini anlamak lazım. Kadim politikası bu. Kuzey Irak Kürt bölgesinin bağımsızlığı demek Irak'tan kopup Türkiye'ye entegre olması demek. Başka türlü yaşayamaz, yaşatmazlar.
  • mehmet - 24 Ağustos 2017 Perşembe 15:57
    İyide hocam sınırımız sapsarı oldu yeni bir devlet kurulmasına asla musade etmeyeceğiz deyip dururlar ama kuruldu gitti. Az kaldı turkiyenin bu saatten sonra bunu durdurmaya gücü yetmez bence
DÖVİZ KURLARI
USD 6.2384     EURO 6.8405     IMKB 105994     ALTIN 317,534    
Expression #1 of SELECT list is not in GROUP BY clause and contains nonaggregated column 'Awhaber_elaziggundem.c.id' which is not functionally dependent on columns in GROUP BY clause; this is incompatible with sql_mode=only_full_group_by