Editör

el-aziz@el-aziz.com 03 Ekim 2017 Salı 20:13 DİĞER KÖŞE YAZILARI

MİLLî ŞUUR OLMADAN MİLLî GÖRÜŞ OLMAZ


 
Hangi kavram olursa olsun şuurdan yoksun telaffuz edildiğinde ya da uygulandığında içi boşaltılmış, amacından koparılmış, hedefinden saptırılmış olur. Erbakan bunu Demirel’e sorduğu soruya karşılık verirken güzel bir örnekle açıklamıştı…
 
Süleyman Demirel demişti ki; Türkiye’de camiler açık, isteyen namazını kılıyor! Erbakan İslam’ın neyini istiyor eksik olan nedir? Erbakan şöyle cevap vermişti: Demirel’in sözünü ettiği İslam avcıların güzel bir kuş yakaladıklarında içini boşaltarak saman doldurmasına benziyor. İçine saman doldurulmuş kuşun da kafası, gagası, gövdesi, ayakları var; lakin o ölüdür. Biz o kuşun dirisini istiyoruz!
 
Şimdi de Erbakan’ın siyasi mirası Saadet Partisi papağan gibi Millî Görüş diyor, teşkilatı ve her türlü organı da var. Ama millî şuurdan yoksun olduğu için içine saman doldurulan kuş misali ölüdür, hayati fonksiyonları yok. Millî Görüş’ü hayata geçirecek hiçbir faaliyeti ve ürettiği politikası yok. Millî Görüş doğrultusunda bir vizyonu, söylemi, eylemi olmadığı için ya CHP muhalefetinin ya da AKP iktidarının stepnesi olmaktan öte bir misyonu yok.
 
Bal bal demekle ağız tatlanmadığı gibi Millî Görüş deyip durmakla da bir iş başarılamaz, herhangi bir yere varılamaz, hiçbir şey de yapılmış olmaz. Mesele Saadet Partisi’nin her seçimde oy kaybetmesinden ibaret değildir. Saadet Partisi Meclis’e girecek olsa, dahası iktidar olsa yapacağı ne var, iddiası nedir bilen var mı?
 
Kaldı ki siyasi partilerin artık yeni sistemde cumhurbaşkanlığı seçiminde bir sonuç alma, sonucu etkileme güçleri yoksa Meclis’te çok fazla bir fonksiyonları olmaz. Yönetimi artık Beştepe Külliyesi üstlenmektedir. Şimdilik Başbakan hala görev başında olduğu için pek fark edilmiyor. 2019’dan itibaren başbakan olmayacak ve kabinenin Meclis’le bir alakası kalmayacak. Türkiye Meclis’ten değil Beş Tepe Külliyesinden yönetilecek.
 
Durum bu olunca bir siyasi partinin ne kadar oy aldığı, Meclis’e kaç üye soktuğu fazlaca önemli olmayacak. Önemli olan bir siyasi partinin ürettiği değerler, kavramlar, politikalar, görüş ve düşünceler olacaktır. Bu yüzden bir parti ile bir vakfın farkı da çok fazla olmaz. Ürettiği siyasi görüş ve düşünlerle, yaptığı önerilerle dikkat çeken, öne geçen etkili olma imkânı bulacak.
 
Erbakan Vakfı Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın da parti kuracağı haberlerinin medyadan izlendiği malum. Hele şu konjonktürde böyle bir girişim gereksizdir fevkalade yanlış olur. Erbakan Vakfı’nda yeterli performans gösterilmiş, kamuoyunun dikkatini çekecek orijinal bir siyasi görüş, düşünce, değer ortaya konulabilmiş değilken; bir siyasi parti kurmaktaki maksadın ne olduğunu anlamak mümkün değildir. Erbakan’ın siyasi mirasından bir post çıkartılmak isteniyorsa o postun üzerinde Saadet Partisi tepiniyor. Erbakan’ın asıl mirası Millî Görüş’tür. Onun da lafzını, zaten O. Asiltürk resmen Saadet Partisi adına tescilledi. Eğer Fatih Erbakan Saadet Partisi’ni O. Asiltürk’ten alabilecek güç ve imkândan yoksun ise İçişleri Bakanlığına parti kurduğuna ilişkin dilekçe vererek bir şey başarmış olmaz.
 
Fatih Erbakan’ın dinlediğimiz konferanslarında Millî Görüş’ü güncelleştiren, yaşanmakta olan gelişmeler karşısında deniz feneri konumuna getiren bir açılım göremedik. İçini bile dolduramadığını, Millî Görüş’ün geçmişteki başarılarını aktaramadığını gördük. Erbakan Türkiye’de, dünyada nasıl bir değişim dönüşüm gerçekleştirdi, yaşanan gelişmelerde ne etkisi oldu; bilmiyor. Millî Görüş’ün yaşanan gelişmelere, olaylara etkisine Saadet Partisi de ya vâkıf değil ya da dillendirmek istemiyor. Sonuçta Millî Görüş fonksiyonel değil.
 
Millî Görüş hak davadır. Hak davayı kimse tekeline alamaz. O. Asiltürk’ün tescillemesini ciddiye almak söz konusu olamaz. Hak davayı kim doğru anlar ve anlatırsa temsilcisi de odur. Bu nedenledir ki İslam dini otorite kabul etmez. Çünkü dinde otorite demek inhisar altına almak, tekelleştirmek, kimseye anlama, anlatma, söz hakkı vermemek demektir.
 
Oysa Allah hakkı idrak edip anlama anlatma kabiliyetini dilediğine verir ve o temsil eder; bu bir hidayet meselesidir. Allah dilediğini hidayete erdirir, dilediğini saptırır. İnsanlardan kiminin hidayet bulup kiminin dalalete düşmesi ancak hak ve hakikatin serbest piyasada dillendirilip ortaya konması ile mümkün olmaktadır. Bu dünya dar-ül imtihandır; herkesin özgürce hak ve hakikati araştırması, bulması, ortaya koyması, dilediğini seçmesi imkânı tanınmıştır. Hakkı, her türden saptırıcıya rağmen tanıyıp tasdik ve icabet etmek gerekir.
 
Yüce Allah; hak ve hakikati samimiyetle, ciddiyetle araştırıp bulmaya çalışana bulmasını ve bildiğinin gereğini yapana bilmediğini de öğrenmesini nasip edeceğini vaat buyurmuş iken bunu nasıl birilerinin tekeline bırakır? Yalancı peygamberler çıkıp insanları dalalete çağırmış, hak peygamberlerse hidayet yoluna davet etmiştir. İsteyenin istediğini tercihini sağlaması için imtihan ortamını oluşturmuştur. Yanıltma da imtihanın bir gereğidir.
 
Ancak elbette ki, Yüce Allah insanlar içinde bazılarını seçip hidayet vermiş ve insanların hidayetine vesile kılmış; tabi olmayanlar hidayet bulamamışlardır. Bir elçi göndermediği, hidayet yolunu göstermediği bir topluma azap etmeyeceğini Yüce Allah bildirmektedir ki, bundan her elçinin peygamber olmadığı anlamı çıkmaktadır. Zira Hz. Muhammed (SAS) son peygamberdir ama son elçi değildir. Bir hadiste her Hicri yılın başında bir müceddid gelir, ona tabi olmayan dalalettedir buyrulmaktadır. Bu müceddid şahsiyetlerin de elçiliği söz konusudur. Bir hadiste benim ümmetimin âlimleri İsrailoğulları peygamberleri gibidir buyrularak bu “elçilik” görevinin kıyamete kadar devam edeceği bildirilmiş olmaktadır.
 
Aslında peygamberliğin sona ermesi demek; vahiy kapısının kapandığı, yeni bir kitap ve dinin indirilmeyeceği anlamına gelir. Hak dini temsil eden, tebliğ eden kişiler bir nevi elçi olarak görev yapacaklardır. Bunlar Yüce Allah’ın hidayet verdiği başkalarının hidayetine vesile kıldığı kişilerdir. Lakin bunlar resmi dini otorite şeklinde değil; tamamen serbestçe hareket eden, hiçbir müeyyide gücü bulunmayan, insanların vicdanına hitap eden elçiler olarak manevi görev ifa ederler. Onlar ancak feraset ve basiretle tanınır, bilinir.
 
Vicdanının sesini dinleyen, gerçekten yalnızca hak ve hakikati arayan insanlar; bir çıkar, dünyevi yarar beklemeden, hiçbir müeyyideye de muhatap olmadan bu mürşit kişilerden istifade ederek hidayet bulurlar. Böylece hak ile batılın, hidayet ile dalaletin iç içe olduğu bir ortamda ve şartlarda insanlar özgür iradeleriyle hiçbir dünyevi menfaat ve kaygı esiri olmadan, tamamen serbest piyasada oluşan iradeleriyle ancak doğru seçim yapabilirler.
 
İslam’da tek otorite siyasi irade merciidir. Siyasi irade tam bir özgürlük ortamında oluşan İslami görüş ve düşüncelerden istediğini tercih edip resmen uygulayabilir; lakin dayatma yapamaz, çünkü İslam çok hukuklu bir sistemi öngörür. Zaten özgür bir ortamda bilimsel çalışmaların asla engellenmediği, aksine teşvik görüp desteklendiği bir sistemde toplum tercihine mazhar olan, mensupları çok olan görüş ve düşünceler haliyle uygulanır.
 
Erbakan’ın yazdığı başka kişiler adına yayınlanan İslam’da Sosyal Denge adlı kitabında Millî Görüş’ün öngördüğü toplumsal düzen çağımızın ilerisinde muhteşem bir yaklaşıma kapı aralamaktadır…
 
Siyasi partiler, vakıflar, dernekler, meslek kuruluşları sorumluluk ilkesiyle ürettikleri bilgi, yaptıkları araştırma ve tasarruflardan üyelerinin, mensuplarının uğradıkları zararı tazmin etmekle mükellef olduklarından başarıları oranında toplumdan teveccüh bulurlar. Devlet onlara toplumdan gördükleri teveccüh oranında destek verir. Her tür bilgi, beceri serbest piyasa şartlarında, rekabet ortamında oluşur ve devletten öyle teşvik/destek bulur.
 
Demokratik sistemle siyasi yönetimin oluşumunu öngören Millî Görüş her türlü düşünce, görüş, kanaat ve bilginin de serbest rekabet şartlarında gelişmesini önermektedir. İnsan tamamen hür iradesi ve serbest seçimi ile neyi tercih edecekse, neye ait olacaksa kendi belirleme imkânına sahip kılınmalıdır. Aidiyetine, mensubiyetine kendi karar verdiği gibi, kendi son verme iradesine de sahip olmalıdır. Böylece şu imtihan dünyasında insan hak -batıl mücadelesini de tamamen demokratik ortamda, barışçıl şartlarda yapmalıdır.
 
Erbakan’ın siyasi kazanımlarını/birikimlerini sahiplenen AKP Millî Görüş’ü sahiplenmeye yanaşmamaktadır. Saadet Partisi ise Millî Görüş’ün siyasi mirasını sahiplenip Erbakan’a mal etmeme, mecbur kalmadıkça adından söz etmeme istidadındadır. Fatih Erbakan da Babamın mirası diyerek kifayetsiz bir sahiplenme çabası sergilemektedir. Millî Görüş’ün hak dava olduğu hakikati ise şimdilik sahipsizdir. Allah hak davayı sahipsiz bırakmaz.
 
Sayı: 984
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • ahmed - 07 Ekim 2017 Cumartesi 01:30
    fatih beyin parti kurmaya itilmesi tamamen asiltürkün istediği birşeydir.eminim şimdi içinden nasıl seviniyordur.dışardada üzgün görünüp haklılığını anlatıyordur..her iki kuruluşta görev alan milli görüşçüler ise şaşkınlık içinde karar vermeye zorlanıyor..bir parti kirasını ödeyemiyorsa dükkanı kapatıp gitmelidir..sırf fatih beyi hac dönüşü ziyaret etikleri için sp den atan zihniyet ,daha sn erbakanın vefatının 1.haftasından itibaren oğluyla uğraşmaya başlayıp dışlamıştır..
DÖVİZ KURLARI
USD 6.2384     EURO 6.8405     IMKB 105994     ALTIN 317,534    
Expression #1 of SELECT list is not in GROUP BY clause and contains nonaggregated column 'Awhaber_elaziggundem.c.id' which is not functionally dependent on columns in GROUP BY clause; this is incompatible with sql_mode=only_full_group_by