İKTİDAR MÜCADELESİDİR

Başarısız 15 Temmuz Darbesi 2 derin devletin varlığını, iktidar mücadelesini yadsınamaz, reddedilemez şekilde bir kez daha bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

16 Ağustos 2016 Salı 18:17 < MANŞET
Türkiye’de yaşanan iki derin gücün

İKTİDAR MÜCADELESİDİR
 
El-Aziz Gazetesi yayında olduğu 20 yıla yakın zamandır Türkiye’de 2 derin devletin iktidar mücadelesi verdiğini ve bunun uluslararası boyutları olduğunu mütemadiyen dile getiriyor. Her yaşanan olayda bu gerçekliğin tezahür eden güçlü belirtilerine parmak basıp teyidinde bulunarak bu tezini güçlendiriyor. Bugüne kadar meydana gelen olaylar aksini göstermedi, hep El-Aziz’i doğruladı, teyit etti. Arşivlerine bakıldığında bu gerçeklik açık seçik görülür.
 
Başarısız 15 Temmuz Darbesi 2 derin devletin varlığını, iktidar mücadelesini yadsınamaz, reddedilemez şekilde bir kez daha bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Bu mücadelenin küresel boyutları da netleşmeye başladı. Giderek her şey daha da belirginleşiyor.
 
15 Temmuz darbe girişimi kimsenin hiç beklemediği bir süreçte ansızın başladığı ve siyasi iktidarı, ordunun tüm komuta kademelerini gafil avladığı halde rüzgâr 2 saat içerisinde ters dönerek aleyhinde esmeye başladı. Ertesi sabah hayatın normal akışı aksatılmadan olaya karışanların büyük kısmı derdest edilirken süratle diğerlerinin takibi başlatıldı.
 
Darbe girişiminde bulunanlar büyük bir plan ve hazırlık yaparak olayı geri dönüşü olmayan boyutlara vardırarak ölmek veya başarmak zorunda oldukları bir noktada, pişmanlığın asla fayda vermeyeceği raddede gözü dönmüşçesine saldırıya geçmişken; ülkeyi yönetenlerse her şeyden habersiz ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorlardı…
 
Devleti yöneten siyasi iktidar ordu içerisinde kim darbeci, kim değil ayırt edip bilmezken ve Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları canlarının derdine düşmüşken; süratle müdahale edip karşı atağa geçen, organize eden, sevk ve idare eden, kısa sürede girişimi püskürten kimdi? Karşı hamle de önceden planlanmış hazır olmalıydı.
 
Ordunun darbeci kesimleri planlı programlı hareket edip ne yapacaklarını bilirken, ilgililerin uç noktalara kadar görevlendirilmeleri yapılıp bir karargâhtan sevk ve idare edilirken; oysa dışta kalanlar her şeyden habersiz, ne yapacaklarını bilmez halde şaşkınları oynuyorlardı.
 
Darbe girişimi dışında kalan ordu birimlerini sevk, idare, emir komuta edecek bir harekâtın başlatılmasını önlemek için Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri komutanı rehin alınmış durumda iken; Hava Kuvvetleri Komutanı yakalanmamak için sokağa çıkıp otoparkta vakit geçirmişti. O durumda karşı harekâtı kim başlattı ve yönetti? Karargâhı nereydi?
 
Bu şartlarda dış desteği de olan bir darbe girişimini önlemek asla mümkün olamazdı. Halk meydanlara çağrılarak bir karşı girişimin başlatılması için toparlanmak uzun zaman alır ve bir iç savaş kaçınılmaz hale gelirdi. Darbeyi planlayan küresel güç yönetimi ele geçirmeye iç savaşı tercih ederdi. Halk sokaklara döküldüğü halde iç savaş nasıl önlendi?
 
Hiç beklenmedik darbe girişimine karşı yine hiç beklenmedik bir güç ve irade devreye girip 2 saat içinde durumu lehine çevirdi ve eliyle koymuş gibi darbecileri derdest edip tutuklattı. Geceyi uykusuz geçiren Türkiye ile birlikte birçok dünya ülkesi sabah gün ağardığında hiç ummadıkları bir manzara ile karşılaştı…
 
Darbe girişiminde bulunan ordunun hazırlıklı, görevlendirilmiş organize kesimi, her şeyden habersiz kesimince yakalanıp plastik kelepçe ile elleri arkadan bağlanıp gözaltına alınıyor, alçaltıcı görüntüleriyle teşhir ediliyordu! Bu asla olmayacak bir durumdu ama yaşanıyordu!
 
Millet kendine mal edilen zaferi kutlayıp demokrasi nöbeti tutmak üzere meydanlara koşup işin keyfini çıkartırken; ülkede olup bitenden habersiz ayakta uyuyan siyasi iktidarsa olayın rantını sahipleniyordu. Türkiye, dünya gözlerine inanamıyor; sanki bir rüya görüyordu.
 
Televizyon programlarında arzı endam eden çokbilmiş allame stratejistler, kıvrak kalemleri ile her ayrıntıyı didik didik eden köşe cambazları gerçeği çarpıtmak, istenen şekle sokmak ve gerekli illüzyonu oluşturmak için hummalı bir gayret sergileseler de beyhude…
 
Bundan 15 yıl önce El-Aziz’de yayınlandığında kimsenin önemsemediği, yalnız FET֒nün görüp İstanbul’daki bir mahkemede mahkûm ettirdiği yazımızı arkadaşlar arşivden çıkardı, tekrar yayınladı. İnternet sitemizde iki günde on binler okudu. Ahım şahım siyasi liderlerin, kanaat önderlerinin henüz görmeye başladığı bir gerçeği 15 yıl önce görüp kayda geçirmiş olan El-Aziz’in Türkiye’de yaşananların iki derin gücün iktidar mücadelesi olduğu gerçeğini mütemadiyen dile getirmesi ne zaman hak ettiği ilgi alakayı görecek, merak ediyoruz.
 
Erbakan’ın Millî Görüş hareketini başlattığı 1969 yılına gelinceye kadar Türkiye ne içeride, ne dışarıda hiçbir önemli sorunu olmayan sütliman bir ülkeydi. Dış politikası ABD’ye bağlı, savunması NATO’ya emanet, içerideki tek sorunu ise irtica ile mücadeleden ibaret idi.
 
Montaj sanayii, Batılı ülkelerin ürünlerinin distribütörlükler ağıyla pazarlandığı müstemleke tipi ekonomisi ve geleneksel tarım ürünlerinden oluşup 1,5-2 milyar $ bandına sıkıştırılmış ihracatı değişmeksizin onlarca yıl sürgit devam ediyordu. İhracat-ithalat kotaya bağlanmış, “Boğaz’da oturan” birkaç Sabetayist Yahudi aileye tahsis edilmişti. Gazetelere ilan vererek kotalarını üçüncü şahıslara satıyorlar ve elini sıcağa-soğuğa değdirmeden kazanıyorlardı.
 
İç politika ise çok partili hayata geçildikten sonra CHP-DP tarafından deruhte ediliyordu ki; kantarın topuzu fazla kaçınca 27 Mayıs 1960 Darbesiyle demokrasiye balans ayarı yapılıp ardından CHP ve AP yazı-tura ile iktidara getirilerek siyasi istikrar da sağlanmıştı.
 
Böylece yurtta sulh cihanda sulh ilkesi pürüzsüz yürütülüyor, içeride ve dışarıda Türkiye’yi sıkıntıya sokan, başını ağrıtan herhangi bir sorundan söz edilmiyordu. Ne sağ-sol kavgası ne Alevi-Sünni çatışması ne Ermeni soy kırım iddiaları ne ASALA-PKK terörü vardı. Ülkeyi çiftlik gibi yöneten Sabetayist Yahudiler için Türkiye eşsiz bir dünya cennetiydi.
 
Devletten, siyasetten, kamusal alandan, ekonomiden, eğitimden, kültür-sanattan mahrum, aç fakir bırakılıp kırsal alanda, şehir varoşlarında yaşamaya mahkûm edilen Müslümanları eziyor, sömürüyorlardı. Dinlerinden uzaklaştırarak asimile edip adeta paryalaştırmışlardı.
 
İşte bu durumdaki Türkiye’yi Dünya Siyonizm’ine sırtını dayayan Sabetayist Yahudi azınlık oligarşisinin hegemonyasından kurtarıp demokratik hak ve özgürlükleri gasp edilen büyük, ezici Müslüman çoğunluğu iktidara taşımak için Erbakan tek başına Millî Görüş hareketine start vererek 1969 Genel Seçiminde Konya’dan bağımsız milletvekili adayı oldu.
 
Askerin belindeki kemerde, yemek yediği adi alüminyum kaşık-tabakta, su matarasında ve piyade tüfeğinde made in usa yazan, iğne bile yapamayan Türkiye’de Erbakan ağır sanayi diyor, savunma sanayii diyor, ileri teknoloji diyor, motorumuzu, tankımızı, uçağımızı kendi, yerli, milli imkânlarımızla yapacağız diyordu…
 
Hiç düşünülmeyen, konuşulmayan, gündeme getirilmeyen bu konulara ilişkin söylemlerine uyarıcı nitelikte olduğu, toplumu kışkırttığı için tehlikeli bulup tepki veren mütegallibe hayal diye, yalan/palavra diye itibarsızlaştırmak için her türden algı operasyonu yaptırıyordu.
 
Erbakan siyasette önünün kesileceğini bildiğinden daha önce ordu bünyesinde gizli, illegal bir yapılanma gerçekleştirmişti. Devleti ele geçirmek için bu yapıyı; toplumsal tabanı içinse kurduğu siyasi partileri kullanan Erbakan muhatap kılındığı askeri müdahale süreçlerini ve partilerinin kapatılmasını lehine çevirmeyi başararak mücadelesini sürdürüp tamamladı.
 
12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997 Müdahalesi süreçlerinden, Erbakan’ın her defasında elimine edilemeyip devleti ele geçirmesinden derin devletini fark eden küresel güç ona karşı FET֒yü yapılandırdı. Daha önce de Millî Görüş’e karşı birçok örgüt kurulup faaliyetler yaptırılmıştı. Zaten Türkiye’yi İttihatçı derin devlet yönetiyordu.
 
Aykut Edibali, Yeniden Millî Mücadele; Enver Ören’in kayınpederi emekli Albay Hüseyin Hilmi Işık’sa Işıkçılar denilen grubu tıpkı FETÖ örneğindeki gibi yapılandırarak faaliyetlere başladılar. Ayrıca, Yeni Asya Grubu Nurcuları ve Süleymancılar Nakşileri aynı yöntemlerle örgütleyip benzeri dini faaliyetler yaptılar.
 
Bu grupların ortak özelliği İslami kimlikle Erbakan ve Millî Görüş karşıtlığı yapıp Demirel’in Adalet Partisi’ne hizmet etmekti. Ortak söylemleri “siyasi parti küfürdür, İslami parti olmaz” diye özetleniyordu. Humeyni Darbesinden sonra İrancı denilen bir grup peydahlandı, onlar da Erbakan ve Millî Görüş’e karşı “siyasi parti küfürdür, İslami parti olmaz” söylemini daha ısrarlı şekilde dillendirdiler. Sonra da kimi parti kurdu, kimi Demirel’e açık destek verdi!
 
Millî Görüş ile birlikte mantar gibi aylık, haftalık, günlük mevkuteler çıkmaya başladı, hepsi de dini içerikli ve Millî Görüş karşıtı idi, Millî Gazete okurlarını hedef alıp kapıyorlardı.
 
Bu grupların içinde en güçlüsü, en başarılısı FETÖ oldu. Bunun diğerlerinden önemli farkı, Erbakan’ın kurduğu derin devlet yapılanmasına karşı aynı nitelikte bir yapılanmaya gitmek oldu. Başta ordu, emniyet ve yargı içinde olmak üzere somut bir örgütlenme gerçekleştirip devleti adeta işgal etti. FET֒ye bütün iktidarlar, bürokrasi, siyasi liderler destek verdiler.
 
Millî Görüş’ün D-8, D-60, D-160 gibi, Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen gibi hedeflerine karşın; küresel boyutlarda örgütlenerek özellikle eğitim ve öğretim faaliyetlerini tüm ülkelere yayıp yönetimleri üzerinde etkili olmaya başlayan FETÖ adeta bir imparatorluğa dönüştürüldü.
 
Ne var ki küresel güç FET֒yü maddi imkânlarla, etkili organizasyonlarla, medya ve siyasi nüfuzla kabaca örgütlerken; Erbakan’ın kurduğu derin devlet yapılanması daha zarif, daha güçlü, daha işlevsel, daha etkili, fark edilmesi daha zor bir sofistike oluşum olarak kaldı ve bir yanıyla giderek legalleşti.
 
Bu nedenle FET֒yü görüp tanımak, hedef almak, karşısında mücadele vermek, nispeten kolaydır. Erbakan’ın kurduğu millî derin devlet yapılanmasının varlığını iddia etmek, ispata çalışmak bile çok zordur. Bu yapının kendisi istemedikçe de kimse onu ortaya çıkartamaz.
 
Türkiye’nin her türlü olay ve gelişme ile giderek daha çok Millî Görüş’ün bildik politikalarını içeride ve dışarıda uyguladığını kimi yakınarak kimi memnuniyetle görüyor, söylüyor. Ama hiç kimse bunun kim tarafından, nasıl yapıldığını anlayamıyor, kavrayamıyor. Küresel güç, bildiği halde onu ifşa etmek istemiyor. İki derin devletin varlığını itiraf işini zorlaştırır, sarpa sardırır. Hala bu yapılanmayı tespit edip bir şekilde kökünü kazıyacağına inanıyor.
 
15 Temmuz darbe girişimini FET֒nün başlattığını, CIA, ABD ve NATO’nun desteklediğini bugün herkes söylüyor, anlatıyor, yazıyor, çiziyor. Ama kim tarafından nasıl önlendiğini ve karşı harekâtın ve reformların nasıl başlatıldığını kimse bilmiyor, izah edemiyor.
 
Erbakan dehası karşısına çıkarttığı FETÖ palyaçosu, Dünya Siyonizm’ini kötü akıbetinden kurtaramaz. Erbakan Siyonizm için ne demişti: Kızılderili’nin dediği gibi gebereceksin!
 
Sayı: 927
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • YUSUF - 18 Ağustos 2016 Perşembe 09:23
    Yine döktürmüşsünüz başarılar.
    Konu dışında fikrinizi almak için bir soru sormak istiyorum. Son günlerde azarak ve artarak devam eden PKK bombalı eylemlerinin varılmak istenen sonucu nedir ? Ne gibi bir infial yaratma peşindeler ?
    Günlerdir kendime soruyorum 40 yıllık oluşumun darbesini 2 saat gibi kısa bir sürede al aşağı eden Devletimiz PKK'ya nasıl çözüm oluşturamıyor. Yıllardır bitirilmeme sebebi olarak PKK'nın Devlete hizmet etme düşüncesindeyim ki bitirilmeme sebebi olarak görüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz ? Teşekkürler.
DÖVİZ KURLARI
USD 6.6029     EURO 7.2441     IMKB 89644     ALTIN 335,640    
Expression #1 of SELECT list is not in GROUP BY clause and contains nonaggregated column 'Awhaber_elaziggundem.c.id' which is not functionally dependent on columns in GROUP BY clause; this is incompatible with sql_mode=only_full_group_by