MİLLETÇE EVET

Türkiye’nin yönetimini iki başlılıktan kurtaracak anayasa değişikliği Meclis’ten geçirilip artık referandumla milletimize sunulma aşamasına getirilmiş bulunmaktadır. Türkiye’nin bekası, demokrasisinin vesayetlerden kurtarılması, millî iradenin sağlıklı şekilde tecellisi başkanlık sistemi ile garanti altına alınabilecektir.

31 Ocak 2017 Salı 19:12 < MANŞET
Güdümlü vesayetçi demokrasiyi bitirmek için

MİLLETÇE EVET
 
Cumhurbaşkanlığı makamını, millî iradeye karşı rejimin statükosunu korumak için emniyet supabı olarak kullanılacak şekilde büyük yetkilerle donatarak hiçbir tasarrufundan sorumlu tutmayan mevcut anayasa yönetimde çift başlılığa yol açmaktaydı.
 
Yeterli milletvekiline sahip olmasına karşın AKP’nin Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçme girişimini engellemek için ileri sürülen 367 şartını AYM’nin onaylaması üzerine referandum ile anayasa değişikliği gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanını halkın doğrudan seçmesi kararını anayasaya koyan referandum hükmü Abdullah Gül’den sonraki seçime uygulanarak Tayip Erdoğan 5 yıllığına seçilmiş oldu.
 
Böylece büyük yetkilerine karşın hiçbir sorumluluğu olmayan cumhurbaşkanı millet iradesi desteğini de arkasına alınca çift başlılık durumu daha da keskinleşti. Bunun ilk tezahürünü Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu arasında yaşanan anlaşmazlıkların ülke için yol açtığı tehlikede açık net şekilde görmek mümkün oldu.
 
İki kongre, iki seçim kazanmış olan Başbakan Davutoğlu eğer görevini bırakmak istemese idi iktidar partisi bölünecek ve Türkiye istikrarsızlığa sürüklenecekti. Bir yanda bölücü terör ülkeyi kasıp kavururken, öte yanda güney sınırlarında yaşanan iç savaşın yol açtığı hayati sorunların oluşturduğu tehlikeler hengâmesinde içerisine girilecek bir istikrarsızlığın, siyasi kaosun Türkiye için ne denli tahripkâr olacağı ortadaydı.
 
Dahası o süreçte hazırlıkları yürütülen 15 Temmuz Darbe Girişimi eğer siyasi istikrasızlığa sürüklenmiş bir Türkiye’de yapılsaydı -hafazanallah- bugün Suriye’den bin beter durumları yaşıyor olurduk. Ahmet Davutoğlu büyük bir basiret gösterip feragat ettiği için o durumlara ülke düşmedi. Siyasi ikbali yerine İslam Âleminin umudu Türkiye’nin bekasını düşündü.
 
Türkiye’nin 15 Temmuz’da ne denli korkunç bir tehlike atlattığını gördüğünden MHP Lideri Devlet Bahçeli mevcut çift başlılığın giderilmesinin taşıdığı hayati önemi anladı ve inisiyatif alarak konuyu gündeme getirip anayasa değişikliğinin Meclis’ten geçirilmesini sağladı.
 
Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bahçeli’nin gösterdikleri büyük basiret ve sorumluluğun tarihin altın sayfalarında yer alması mukadderdir. Tehlikelerle dolu kritik bir süreçte Türkiye’yi yüz yüze geldiği beka sorunundan kurtaran iki isim olarak anılmayı gerçekten hak ediyorlar.
 
Türkiye’nin yönetimini iki başlılıktan kurtaracak anayasa değişikliği Meclis’ten geçirilip artık referandumla milletimize sunulma aşamasına getirilmiş bulunmaktadır. Türkiye’nin bekası, demokrasisinin vesayetlerden kurtarılması, millî iradenin sağlıklı şekilde tecellisi başkanlık sistemi ile garanti altına alınabilecektir. Bu gerçeğin halkımıza en etkili şekilde anlatılması, kavratılması için idrakinde olan herkes seferber olmalı, elinden gelenin azamisini yapmalı.
 
Uygulanmakta olan mevcut parlamenter sistem dışarıdan güdümlü vesayetçi demokrasiye imkân sağlıyordu. Bunu önlemeye dönük çok önemli bir adım 12 Eylül yönetimi tarafından atılıp siyasi partilere fevkalade büyük hazine yardımı sağlandı. Öncesinde iktidar alternatifi konumundaki iki partiye büyük sermayenin -karşılığında kontenjanlar alarak- mali destekte bulunmasıyla giderleri karşılanıyordu.
 
Özellikle iki büyük iş adamı sağda Adalet Partisi’ne solda CHP’ye yaptıkları büyük parasal yardım karşılığında önemli sayıda milletvekili kontenjanı alıp hükümetlerin kurulmasına da etki ediyorlardı. Basını da kontrol eden bu küresel sermaye temsilcileri iktidarla muhalefeti birlikte şekillendirip güdümlü demokrasi ile rejimi vesayet altına alıyorlardı. TRT tekelinden dolayı televizyon ve radyolardan da -uzlaşılan konsept dışında- bir yayın mümkün değildi.
 
Türkiye’de TRT tekelinin kırılması ve basının çeşitlenmesi 12 Eylül yönetiminin desteğinde Başbakan Turgut Özal döneminde gerçekleşti. Basın özgürlüğü denildiğinde mangalda kül bırakmayan, yeri göğü inleten malum çevreler TRT tekelinin kırılmasına, özel televizyonlar kurulmasına, alternatif basın oluşmasına rejim için tehdit/tehlike diye şiddetle karşı çıktılar!
 
Malum çevrelerin yere göğe sığdıramadıkları Eski Türkiye demokrasisinin hali pürmelaline dair eğer kamuoyu çok az şey biliyorsa bu, oligarşik vesayet rejiminin ne kadar toplumdan gizli-kapaklı hareket ettiğini ve despotik olduğunu gösteren bir olgudur.
 
12 Eylül yönetiminin en çok eleştirilen tasarruflarından biri olan siyasi partiler yasasının da güdümlü demokrasiye hazine yardımı gibi ağır bir darbe vurduğunu kamuoyumuz bilmiyor ne yazık ki. Çıkardığı siyasi partiler yasasıyla genel başkanlara geniş yetkiler verip sürpriz kongre sonuçlarına artık imkân bırakılmadı.
 
Süleyman Demirel’in çok sürpriz şekilde Genel Başkan seçildiği Adalet Partisi kongresinin ve Bülent Ecevit’in CHP Genel Başkanı seçildiği CHP Kongresinin benzerleri yaşanmadığı için siyasetin dışarıdan dizayn edilmesi artık mümkün olmadı. Bu iki liderin de dış destekle Türkiye siyasetine tepeden indirildiği gerçeğini kamuoyumuz pek bilmiyor. Özelikle Ecevit’i CHP’nin başına küresel sermayenin getirdiği gerçekliği hiç bilinmemektedir.
 
Adalet Partisi kurucu genel başkanı General Ragıp Gümüşpala vefat edince Dr. Saadettin Bilgiç görevi devraldı. Anadolu’yu dolaşarak Adalet Partisi’ni örgütleyen Saadettin Bilgiç’in tüm hazırlıklarını yaptığı 1964 Kongresinde genel başkan seçileceği kesin gözle görülüyor ve diğer rakiplerine şans tanınmıyordu.
 
Ne olduysa son gecede oldu. Neredeyse bütün delegeler satın alınıp sürpriz aday Demirel kongrede genel başkan seçildi. Osman Bölükbaşı “Amerika yol kenarında bulduğu kirli bir şapka gibi Süleyman Demirel’i Adalet Partisi’nin başına geçirdi” diyerek olayı dile getirdi. Morrison lakaplı Süleyman Demirel ondan sonra Türkiye siyasetine demir attı.
 
Bülent Ecevit benzeri şekilde İsmet İnönü’yü 1972 CHP kongresinde devirip genel başkan seçildi. Süreç şöyle gelişti: ABD’den planlanan 12 Mart Muhtırası Demirel’i başbakanlıktan indirince; Ecevit de “Muhtıra asıl bana verildi” diyerek CHP Genel Sekreterliğinden istifa etti. Aslında 12 Mart Muhtırası Erbakan için planlanmıştı. İlk Partisi Millî Nizam kapatılarak yolu kesilmek istenmişti. Fakat Demirel-Ecevit ikilisi mağdur konuma getirilip parlatılmıştı.
 
12 Eylül yönetimi bu tür dış müdahalelerin yolunu tıkamak için siyasi parti liderlerine geniş yetkiler sağlayan bir yasa çıkarttı. O yasa hala yürürlüktedir. Demirel-Ecevit ikilisinin siyasi yasaklı yapılarak Turgut Özal’ın 4 eğilimi birleştirme projesine destek verilmesi siyasetin yeni bir vizyonla dizayn edilmesini de sağladı.
 
Demirel-Ecevit ikilisinin anarşi destekli sağ-sol kutuplaşmasıyla halkı bölmesine 4 eğilimi birleştirme siyasi mühendislik projesi çare oldu. Dört eğilimden kasıt CHP-AP-MSP-MHP seçmen tabanlarının ANAP’ta birleştirilerek toplumun kaynaştırılıp rehabilite edilmesiydi ki proje olağanüstü bir başarıyla hayata geçirildi. Müzmin sağ-sol kutuplaşması böyle bitirildi.
 
Müstemleke tipi Eski Türkiye’nin dış güdümlü demokrasisi ile vesayet rejimi, 12 Eylül 1980 sonrası süreçte tahrip edilerek bugünkü bağımsız, özgür Yeni Türkiye’nin yolundaki taşları döşenebildi. Türkiye siyasi tarihinde 12 Eylül özgürleşme ve bağımsızlaşmanın miladıdır!
 
Aslında 12 Eylül Darbesi tıpkı 12 Mart 1971 Muhtırası gibi ABD’de planlanıp startı verilmiş idi. Ancak her ikisini de Erbakan’ın ordu bünyesinde kurduğu millî derin devlet kontrol edip aksi yönde icraatlar yaptırarak ülkeye özgürlük ve bağımsızlık yolunda mesafeler aldırttı.
 
Küresel sermaye, medya ve siyaset; Kenan Evren ve silah arkadaşlarını itibarsızlaştırarak milletin gözünden düşürmeyi başardı. Lakin tarihi gerçekler üstü örtülerek sürgit karanlığın karnında saklı tutulamaz. Sultan II. Abdülhamid’in ne büyük bir padişah olduğu milletimizin nazarından 100 yıl saklanabildi. Artık Sultan Abdülhamit parlayan güneş gibi yükselmekte, milletimiz bu büyük şahsiyeti olanca azametiyle idrak etmektedir. Milletimiz Kenan Evren’e iadeiitibar etmek için umarız 100 yıl bu karanlıkta bırakılmaz. Evren, Erbakan’ın kılıcıydı!
 
Türkiye başkanlık sistemine ilişkin anayasa değişikliği için referanduma giderken tarafların takındığı tavır ve haletiruhiyesi tarihi kırılmayı aydınlatan bir mahiyet arz etmektedir. Batıcı kesim milletimizin öz değerlerine dönüşünü, kendine gelmesini büyük endişe ile izlemekte, adeta paniklemektedir. Türkiye yüzünü batıdan çeviriyor diye adeta karalar bağlıyor.
 
Referandum ile millete sunulan anayasa değişikliği getirdiği başkanlık sistemiyle kuvvetler ayrılığı ilkesini belirginleştirip uygulanabilir kılıyor. Mevcut parlamenter sistemle tek başına iktidar olan partinin lideri başbakan oluyor ve istediği yasayı Meclis’ten geçirebiliyor. İcrayı ve yasamayı tek elden yönetiyor. Yürütme ve yasama tek kişinin kontrolüne girince yargıyı da etkilemesi kaçınılmaz oluyor. Böylece kuvvetler ayrılığı ilkesi sözde kalıyor.
 
Oysa getirilen Türk tipi başkanlık sistemiyle halk cumhurbaşkanını da parlamentoyu da bir seçimde birlikte seçiyor. Yasa çıkarma parlamentonun tekeline giriyor, başkana müdahale imkânı verilmiyor. Başkan yalnızca bütçe yasası teklifinde bulunuyor. Aciliyet durumunda, kararname çıkardığında yürürlükteki yasalara aykırı olmaması şartı getiriliyor. Eğer Meclis konuya ilişkin bir yasa çıkarırsa kararname hükümsüz kalıyor.
 
Cumhurbaşkanı sadece yürütmenin başı olarak siyaset ve hizmet üretmeye odaklanırken; Meclis tarafından icraatları denetleniyor, sorgulanıyor, soruşturuluyor, suçlu görüldüğünde Yüce Divan’a sevk edilebiliyor. Şimdiki sistemde cumhurbaşkanı geniş yetkilerine rağmen, soyut bir kavram olan vatana ihanetten başka bir suçlamadan yargılanamazken; yenisinde herhangi bir sınırlama getirilmeden her icraatından ve her türlü iddia ile yargılanabiliyor.
 
Görüldüğü gibi cumhurbaşkanı seçilen zata tek adam olmanın bütün yolları kapatılarak bir tek süratli karar alıp siyaset ve hizmet üretmesinin yolu açılıyor. Yargı organlarına atamayı milletin doğrudan seçtiği cumhurbaşkanı ve parlamento birlikte yaparak yargılamanın milli irade adına yapılması sağlanıyor. Bugünkü anayasada yargının bağımsız olması isteniyor ama tarafsız olması istenmiyor. Çünkü yargının resmi ideolojiye dayalı vesayet rejimini koruma, kollama maksatlı ve halka rağmen taraflı olması öngörülmekteydi.
 
Kuvvetler ayrılığı ilkesini güçlendiren, uygulanabilir duruma getiren yeni sistemin en hayati önemdeki özelliği dış güçlerin ve karanlık odakların müdahalesini alabildiğine zorlaştırarak adeta imkânsız hale getirmesidir. Cumhurbaşkanı, parlamento, yargı birlikte tevessül ettiği takdirde ancak dış güçlerin ve karanlık odakların kontrolüne girebilir ki bu düşünülemez.
 
Zaten referanduma sunulacak anayasa değişikliğine şiddetle karşı çıkan çevrelere dikkatli bakıldığında özellikle çok aşırılarının batı işbirlikçisi, milli değerlerine yabancılaşmış taklitçi mankurtlar oldukları çok net görülebilir. Halkımız da anayasa değişikliğinin neler getirdiğini ayrıntılarıyla bilmese bile karşı çıkan bu çevrelerin aksine tercih yaparak isabet edecektir.
 
Sayı: 950
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • Tarık Türkmen - 07 Şubat 2017 Salı 10:49
    ALİFUAT: Tamam, belki her kes satın alınabilir. Başkanlık sisteminde başkanlar da satın alınabilir. Lakin en pahalıya başkanlar satın alınabilir. Parlamenter sistemde ise vesayetçi odaklar üzerinden bütün yönetim satın alınabilir. Kaldı ki mevcut sistem sağlıklı bir parlamenter sistem de değil. 1923 hile rejimi ve köle düzeni statükosu küresel gücün karanlık odaklar üzerinden yönettiği tam bir vesayet sistemidir. Müstemleke tipi bu sistemin emniyet supabı Cumhurbaşkanıdır. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı engellenemeyince emniyet supabı işlevi tersine döndü. Bugünlere öyle gelindi. Varılacak nokta tam bağımsız Türkiye'dir. Statükodan beslenen işbirlikçi elit kesim ayrıcalıklarını yitirmekte olduğu için başkanlık sistemine kin ve öfke ile karşıdır. Bir başkanın satın alındığını farz edelim; ama her başkan satın alınabilir diye düşünmek vehim ya da sapkınlıktır.
  • MESUD AKGÜL - 07 Şubat 2017 Salı 05:27
    ALİ FUAT DEMİRBAŞ;
    Bu ülkede satın alınamayacak tek kişi var; O şahsın ismi de ALİFUAT DEMİRBAŞTIR!
    Çünkü ALİFUAT DEMİRBAŞ BİR MELEKTİR!
  • Alifuat demirbaş - 01 Şubat 2017 Çarşamba 15:35
    Milletvekilleri satın alınabiliyor. Çünkü bir insan olduğu için. Başkan satın alınamıyor çünkü o bir melektir. ikinci seçilen de bir melek olacak üçüncü seçilende mir melek olacak..... sizleri anlayamıyorum.
  • o.ışıl - 01 Şubat 2017 Çarşamba 13:33
    beğenerek okuyoruz.sağolun.davutoğlu ile tayyip bey arasında anlaşamadıkları konular nelerdi.bilgilendirebilirmisiniz.a.e.o.
DÖVİZ KURLARI
USD 6.4499     EURO 7.1137     IMKB 88125     ALTIN 337,580    
Expression #1 of SELECT list is not in GROUP BY clause and contains nonaggregated column 'Awhaber_elaziggundem.c.id' which is not functionally dependent on columns in GROUP BY clause; this is incompatible with sql_mode=only_full_group_by